bu çok eski bir arkadaşlığın hikayesi...

küçüklüğümden beri korktuğum, şimdilerde geldiğimiz noktaya hayretle baktığım bir arkadaşlığın hikayesi...
diyorum ya; gerçekten korkardım... sesinden, gürültüsünden, büyüklüğünden...
kim derdi ki İstanbul'a taşındığında kamyona koyacağın ilk şey o olacak diye...
evet o benim arkadaşım.
o, babamın 35 yıl önce anneme hediye ettiği dikiş makinası.
annem hiçbir zaman makinanın başına oturmadı, sevmez, bilmez ama harika örgü örer...
makinayı kurcalayıp gıdıklayan hep ben oldum... o da, “sen misin benimle uğraşan? peşini bırakmayacağım senin” dercesine her yere sürüklendi benimle...
dikmeyi kendim öğrendim... o bana mekaniğini sundu, ben de merakımı kattım.
şimdilerde onunla beraber çantalar yapıyoruz.
bir çantadan bir tane... başka kimsede olmasın diye...
her şey bu kadar birbirinin aynısı olmuşken niye sadece, “benim çantam” olmasın diye...
olsun olmasına da her şeyi sadece ikimiz yapıyoruz sanmayın...
arkamızda koca koca yürekler var bizi destekleyen...
onlar olmadan ne bu makine çalışırdı ne de benim ellerim...
o güzel yüreklere teşekkürler...